Evde deterjan kullanamama rahatsızlığımdan bahsetmiştim. İşte bu problemime bir çözüm olarak annemim yıllar önce uyguladığı temizlik yöntemi çok işime yaradı. bakın arap sabunu hangi işlerimi halletmeme yardımcı oluyor:
1. Fayans aralarının temizlenmesi: Fayans arasındaki derzlerin özerine ince bir tabaka haline sürüp yaklaşık bir saat bekledikten sonra hafifçe fırçaladığınızda derzler bembeyaz, fayanzlarınız pasparlak oluyor. Hem de diğer kireç çözücü temizlik maddelerinin derzlerde oluşturduğu deformasyon da olmuyor. Ben yeni taşındığım evin mutfağındaki fayanslara uyguladım. Yağ tabakasının üzerine iyice yapışmış inşaat kirini çok güzel temizledi.
2. Halı yıkama: Gene mutfaktaki halıda önceden yıkamaya gönderdiğimde de çıkarılamamış olan kalıcı lekeler vardı. Arap sabunuyla yikayıp duruladıktan sonra hem parladı, hem de lekelerden kurtulduk.
3. Leke çıkarma: Özellikle beyaz çamaşırlarda kalan ve sadece makinada yıkama ile çıkmayan lekelerin üzerine biraz arap sabunu sürüp bir saat beklettikten sonra makinaya atarsanız çamaşırlar bembeyaz oluyor.
Şimdiye dek kullandığım alanlar bunlar. Ama bunun dışında koltuk silme, duvar silme gibi temizlik işlerinde de çok işe yarayacağına inanıyorum. Benim için en önemli özelliği ise ellerimden çatlamalara, dolayısıyla da egzamamın yeniden başlamasına neden olmaması. Yani içinde bize ve çevremize zarar veren kimyasal maddelerin bulunmaması.
Herkese bayram sonrasında iyi temizlikler...
9 Ekim 2008 Perşembe
22 Eylül 2008 Pazartesi
Plastik sise ve kaplar icin kodlama sistemi
Bazi plastik siselerin ve kaplarin altindaki ucgen dikkatinizi cekmis miydi daha once? Ben Nalan ablanin uyarisinin ardindan farkettim, ve ne demek oldugu hakkinda biraz bilgi toplamaya calistim.
Bu ucgenler, seklinden de anlasilacagi gibi, geri donusumle elde edilmis plastik sise ve kaplarda bulunuyor. Icindeki numaralar da icerigi hakkinda bize bilgi veriyor. Ucgen icindeki numaralarin icerikleri su sekilde siralanabilir:
1-Polyethylene terephthalate
2-Yuksek yogunluklu polyethylene
3-Polyvinyl chloride
4-Dusuk yogunluklu polyethylene
5-Polypropylene
6-Polystyrene
7-Diger plastikler.Orn: acrylonitrile butadiene styrene acrylic, polycarbonate, polylactic acid, nylon ve fiberglass.
Acikcasi benim icin bu aciklama pek birsey ifade etmiyor. Plastik biberonlarla ilgili postumuzda adi gecen madde, Bisphenol A, 7 ile numaralandirilmis plastiklerde bulunabiliyormus, ama hepsinde degil. O yuzden ozellikle cocuk icin alinan urunlerde 7 numaraysa almamamiz tavsiye ediliyor. 1, 2 ve 4 numarali plastikler bu maddeyi icermedigi icin daha guvenli. Ama birgun bunlarda da birsey bulurlarsa hic sasirmam.
Adi gecen bu madde plastigi sert camsi bir yapiya kavusturmak icin kullaniliyormus. Ozellikle cocuklarin alistirma bardaklarinda bulunduguna dair birsey okudum, evdekileri kontrol edecegim hemen.
Sunu bilmeliyiz ki bu ucgenlerle kodlama sistemi sadece geri donusumle elde edilmis plastik sise ve kaplarda bulunuyor. Normal yolla uretilmislerde hicbir ibare yer almiyor. Dolayisiyla, mumkun mertebe plastikleri hayatimizdan cikarmaliyiz. Ayrica sunlara dikkat edebiliriz:
-Teneke kutulardaki yiyecek ve iceceklerden uzak durmaliyiz(Bunlarda da BisphenolA bulunabiliyormus)
-Bazi strec filmlerde de bu maddeden bulunabiliyormus, o yuzden bunu da kullanmayalim bundan sonra. Saran marka strec filmde yokmus ama.
Simdilik benim bulabildiklerim bu kadar arkadaslar. Ne garip degil mi? Once hayatimi kolaylastirmak adina bir suru sey uretip sonra da onlarin verdigi zararlardan nasil kurtulacagimizin yollarini ariyoruz.
Bu ucgenler, seklinden de anlasilacagi gibi, geri donusumle elde edilmis plastik sise ve kaplarda bulunuyor. Icindeki numaralar da icerigi hakkinda bize bilgi veriyor. Ucgen icindeki numaralarin icerikleri su sekilde siralanabilir:
1-Polyethylene terephthalate
2-Yuksek yogunluklu polyethylene
3-Polyvinyl chloride
4-Dusuk yogunluklu polyethylene
5-Polypropylene
6-Polystyrene
7-Diger plastikler.Orn: acrylonitrile butadiene styrene acrylic, polycarbonate, polylactic acid, nylon ve fiberglass.
Acikcasi benim icin bu aciklama pek birsey ifade etmiyor. Plastik biberonlarla ilgili postumuzda adi gecen madde, Bisphenol A, 7 ile numaralandirilmis plastiklerde bulunabiliyormus, ama hepsinde degil. O yuzden ozellikle cocuk icin alinan urunlerde 7 numaraysa almamamiz tavsiye ediliyor. 1, 2 ve 4 numarali plastikler bu maddeyi icermedigi icin daha guvenli. Ama birgun bunlarda da birsey bulurlarsa hic sasirmam.
Adi gecen bu madde plastigi sert camsi bir yapiya kavusturmak icin kullaniliyormus. Ozellikle cocuklarin alistirma bardaklarinda bulunduguna dair birsey okudum, evdekileri kontrol edecegim hemen.
Sunu bilmeliyiz ki bu ucgenlerle kodlama sistemi sadece geri donusumle elde edilmis plastik sise ve kaplarda bulunuyor. Normal yolla uretilmislerde hicbir ibare yer almiyor. Dolayisiyla, mumkun mertebe plastikleri hayatimizdan cikarmaliyiz. Ayrica sunlara dikkat edebiliriz:
- Biberonlarda ve bebek kaplarinda cam olanlari tercih etmeliyiz
- Plastik kaplardaki yiyeekelri mikrodalga firinda isitmamaliyiz
- Uzeri ve ici cizilmis, yirtilmis plastik kaplari kullanmamaliyiz. Plastik kaplarin asindiracagindan bulasik makinesinde yikamamali ve cok guclu deterjanlari kullanmamaliyiz.-Teneke kutulardaki yiyecek ve iceceklerden uzak durmaliyiz(Bunlarda da BisphenolA bulunabiliyormus)
-Bazi strec filmlerde de bu maddeden bulunabiliyormus, o yuzden bunu da kullanmayalim bundan sonra. Saran marka strec filmde yokmus ama.
Simdilik benim bulabildiklerim bu kadar arkadaslar. Ne garip degil mi? Once hayatimi kolaylastirmak adina bir suru sey uretip sonra da onlarin verdigi zararlardan nasil kurtulacagimizin yollarini ariyoruz.
16 Eylül 2008 Salı
Temizlerken Kirletmeyelim
Bundan yaklaşık yedi yıl kadar önce antrenin beyaz taşlarını temizlemek üzere çamaşır suyu katılmış bir kova suya batırıp sıktığım toz bezi ile "temizlik yaparken, bu şekildeki son temizliğimi yaptığımız farkında bile değildim. Daha kovadaki suyu bile boşaltmadan ellerimde başlayan acıma hissi, o zamandan bugüne kalan bir hatıra oldu.
Ellerimde o "temizlik"le birlikte başlayan egzama, beni suya karşı bile hassaslaştırdı. Ve sadece su ile bir şeyler yıkamaya başlasam bile, elimin içimdeki bıçakla çizilimiş gibi duran yaralar hemen sızlamaya başlıyordu. Ellerim bazen o kadar geriliyordu ki, oğlumu tutup kucağıma alırken birden bire yarılıp oğlumun üstünün bulaşmasına bile neden olabiliyordu. Domates biber doğrarken hep kaşıntılı bir sızlama eşlik ediyordu yaptığım yemeğe.
Derken artık ellerim "kimyasal madde dedektörü" gibi sinyaller vermeye başladı. Mesela beyaz çamaşırları makinada yıkadıktan sonra asarken, farkettim ki, akabinde ellerim gerilip çatlıyor. O zamandan sonra çamaşırların tam olarak durulanmadığına karar verdim. Ve iki defa durulatattıktan sonra asınca ellerimin sinyal vermemesi beni rahatlattı. Yavrularıma bir tabaka deterjanla kaplı kıyafetler giydiriyor olma korkumdan kurtuldum böylece.
Bunun gibi daha bir çok tecrübem oldu ellerimdeki egzama sayesinde. Ama çocukluk yıllarımdan bir hatıra, hepsinin de özünü içeriyor diyebilirim. Bizim çocukluk dönemimiz, Isparta'nın Uluborlu ilçesinde, sevgili anneanne ve rahmetli dedemizin yanında geçirdiğimiz tadına doyum olmaz günlerin hatıralarıyla süslüdür. Uluborlu'da o zamanlar kanalizasyon sistemi kurulmamıştı ve evlerin atık suları, evin hemen yanında yerin altına kazılmış derince bir kuyuda birikir, dolunca da itfaiye arabalarıyla boşaltılırdı. Bir kuyu ilk yapıldığında, toprağı da suyu emdiği için, yaklaşık 10- 15 senede dolarmış. Ama sonralarında, kullanılan deterjanlar toprağın gözeneklerini tıkadığı için toprak artık ememez hale gelir ve 5-6 yılda doluverirmiş. Hatta süre her defasında daha da kısalırmış.
Dedemin bu anlattıklarını dinleyince, bulaşığımızı, çamaşırımızı "temizlemek" için kullandığımız deterjanların "dünyayı kirleten" unsurlardan ibaret olduğunu farkettim. Eski Roma dönemi anlatılırken evlerindeki atıkları camlardan atan kadınlardan bahsedilir ya, özünde, eski Roma dönemindeki kadınlarla aynı "temizlik" anlayışına itildiğimizi farkettim.
Bu yüzden "organik anneler" olarak kendimizi, evimizi temizlerken, çocuklarımıza bırakacağımız dünyayı kirletmekten kaçınmak gerektiği kanaatindeyim. Bu konuda ben "kimyasal madde dedektörlerim"in öğrettiklerini burada sizinle paylaşacağım. Herkesten de "organik temizlik" konusunda katkıları bekliyorum.
Ellerimde o "temizlik"le birlikte başlayan egzama, beni suya karşı bile hassaslaştırdı. Ve sadece su ile bir şeyler yıkamaya başlasam bile, elimin içimdeki bıçakla çizilimiş gibi duran yaralar hemen sızlamaya başlıyordu. Ellerim bazen o kadar geriliyordu ki, oğlumu tutup kucağıma alırken birden bire yarılıp oğlumun üstünün bulaşmasına bile neden olabiliyordu. Domates biber doğrarken hep kaşıntılı bir sızlama eşlik ediyordu yaptığım yemeğe.
Derken artık ellerim "kimyasal madde dedektörü" gibi sinyaller vermeye başladı. Mesela beyaz çamaşırları makinada yıkadıktan sonra asarken, farkettim ki, akabinde ellerim gerilip çatlıyor. O zamandan sonra çamaşırların tam olarak durulanmadığına karar verdim. Ve iki defa durulatattıktan sonra asınca ellerimin sinyal vermemesi beni rahatlattı. Yavrularıma bir tabaka deterjanla kaplı kıyafetler giydiriyor olma korkumdan kurtuldum böylece.
Bunun gibi daha bir çok tecrübem oldu ellerimdeki egzama sayesinde. Ama çocukluk yıllarımdan bir hatıra, hepsinin de özünü içeriyor diyebilirim. Bizim çocukluk dönemimiz, Isparta'nın Uluborlu ilçesinde, sevgili anneanne ve rahmetli dedemizin yanında geçirdiğimiz tadına doyum olmaz günlerin hatıralarıyla süslüdür. Uluborlu'da o zamanlar kanalizasyon sistemi kurulmamıştı ve evlerin atık suları, evin hemen yanında yerin altına kazılmış derince bir kuyuda birikir, dolunca da itfaiye arabalarıyla boşaltılırdı. Bir kuyu ilk yapıldığında, toprağı da suyu emdiği için, yaklaşık 10- 15 senede dolarmış. Ama sonralarında, kullanılan deterjanlar toprağın gözeneklerini tıkadığı için toprak artık ememez hale gelir ve 5-6 yılda doluverirmiş. Hatta süre her defasında daha da kısalırmış.
Dedemin bu anlattıklarını dinleyince, bulaşığımızı, çamaşırımızı "temizlemek" için kullandığımız deterjanların "dünyayı kirleten" unsurlardan ibaret olduğunu farkettim. Eski Roma dönemi anlatılırken evlerindeki atıkları camlardan atan kadınlardan bahsedilir ya, özünde, eski Roma dönemindeki kadınlarla aynı "temizlik" anlayışına itildiğimizi farkettim.
Bu yüzden "organik anneler" olarak kendimizi, evimizi temizlerken, çocuklarımıza bırakacağımız dünyayı kirletmekten kaçınmak gerektiği kanaatindeyim. Bu konuda ben "kimyasal madde dedektörlerim"in öğrettiklerini burada sizinle paylaşacağım. Herkesten de "organik temizlik" konusunda katkıları bekliyorum.
11 Eylül 2008 Perşembe
Plastik biberonlar zararli mi?
Minicik bir yavru, dogar dogmaz kucaginiza veriliyor. Cok aciz, annesine muhtac.. Allah'in mucizesi, anne sutuyle besleniyor. Bir sut onu nasil da besliyor, buyutuyor. Emzirmek hem anneye, hem cocuga faydali. Sonra zamanla ek gidalar almaya basliyor. Anne birazcik kiskaniyor bu arada, kuzusu artik sadece annesine muhtac degil ya! Biraz da tedirgin: "Acaba dogru mu besliyorum yavrumu, acaba saglikli malzemeler mi kullaniyorum". Bu zamana kadar %100 dogal beslenen bebek zamanla gercek dunyadan nasibini almaya basliyor.
Zaman zaman biberonu hepimiz kullanmisizdir bebeklerimize. Kimimizin bebegi hic anne sutu almamistir, kimimiz sadece su veya sut vermek icin kullanmisizdir biberonu. "Yeter ki sut icsin, biberonla da olsa" demisizdir.
2003 yilinda yapilan bir bilimsel calismada bakin ne cikiyor ortaya:
Plastik biberonda ve bircok plastik gida ambalajinda kullanilan bir madde, farelerde genetik hasara neden oluyor. Maddenin adi bisphenol A, BPA. Disi farelerde yumurta hucrelerinde gorunen genetik hasar dusuge, dogustan ozure, zihinsel hastaliklara neden olabiliyor.
Case Western Reserve University School of Medicine'de genetik anormallikler konusunda uzman olan Patricia A. Hunt, calismalarin hayvanlar uzerinde yapildigini, ancak insanlarda da benzer hasarlara neden olabilecegini tahmin ettiklerini soyluyor.
Makale ile ilgili haberi buradan okuyabilirsiniz.
Sanirim plastik konusunda ekstra hassas olmamiz gerekiyor. Mumkun oldukca cam kullanalim. Allah korusun, ben zararlarini okuyunca cok urktum.
Zaman zaman biberonu hepimiz kullanmisizdir bebeklerimize. Kimimizin bebegi hic anne sutu almamistir, kimimiz sadece su veya sut vermek icin kullanmisizdir biberonu. "Yeter ki sut icsin, biberonla da olsa" demisizdir.
2003 yilinda yapilan bir bilimsel calismada bakin ne cikiyor ortaya:
Plastik biberonda ve bircok plastik gida ambalajinda kullanilan bir madde, farelerde genetik hasara neden oluyor. Maddenin adi bisphenol A, BPA. Disi farelerde yumurta hucrelerinde gorunen genetik hasar dusuge, dogustan ozure, zihinsel hastaliklara neden olabiliyor.
Case Western Reserve University School of Medicine'de genetik anormallikler konusunda uzman olan Patricia A. Hunt, calismalarin hayvanlar uzerinde yapildigini, ancak insanlarda da benzer hasarlara neden olabilecegini tahmin ettiklerini soyluyor.
Makale ile ilgili haberi buradan okuyabilirsiniz.
Sanirim plastik konusunda ekstra hassas olmamiz gerekiyor. Mumkun oldukca cam kullanalim. Allah korusun, ben zararlarini okuyunca cok urktum.
3 Eylül 2008 Çarşamba
Ev yapimi pizza
Eminim her cocuk cok sever pizzayi. Benim kizim gibi.. Ben de cok severdim cocukken, hala da severim. Ama hamurla aram cok iyi degildir. Mayasini tutturmakta cok zorlaniyorum. Bu pizza hem maya kullanilmadan hem de cok cabuk hazirlandigindan tam bana gore. Zeynebim acikti mi cok sabirsizdir. Cok istahli degildir ama aciktigi anda yemegini onunde ister. Bu tarif benim imdadima yetisti. Bu pizzayi yiyip de begenmeyen pek gormedim. Aslinda bir tane var ama ismini burada aciklamak istemiyorum:)
Malzemeler:
1 su bardagi un
Yarim pk kabartma tozu
1 cay kasigi tuz
1 cay bardagi yogurt
1 cay bardagindan biraz eksik sivi yag
yarim domates
kasar peyniri
kekik
ve pizzanin ustune eklemek istediginiz hersey(sucuk, biber, mantar, misir, zeytin benim aklima gelenler)
Unu tuz ve kabartma tozuyla karistiriyoruz. Icine yogurt ve yagi ekleyip guzelce karistirdiktan sonra teflon tavaya hamuru yayiyoruz. Uzerine yarim domates rendesini (yoksa sulandirilmis salca da olabilir) yayip onun uzerine de sucugu vs. diziyoruz. En uste kasar peyniri rendesi ve kekik koyup, kapagini kapatip orta buyuklukteki ocagin kisik atesinde 15-20 dk pisiriyoruz.
Pistigini hamurun alti kizarmaya baslayinca anliyorum. Sicacik yiyince cok guzel oluyor. Soguduysa isitmak icin tavaya birkac damla su koyup azicik isitiyorum, yine yumusacik oluyor. Cok cabuk hazirlandigindan sahurlar icin de ideal.
Bir de sucuklari evde yapabilsem cok saglikli bir ogun olacak kizim icin. Yine de disaridan pizza almaktan daha iyidir..
1 Eylül 2008 Pazartesi
ramazanınız mübarek olsun
30 Ağustos 2008 Cumartesi
Kavun "Ben hormonluyum" demis!
Bugun okudugum bu haberden sonra artik meyve-sebze alirken daha dikkatli olmaya karar verdim.
Sonra aklima takildi, hormonlu yiyeceklerin bize ne gibi zararlari olabilir? Bu konuyu "google"layinca, dehset hayat hikayeleriyle karsilastim. Sevgili anneler, cok dikkatli olalim. Bilincsiz ureticilerin kullandigi hormonlarin, insan hayatinda cok ciddi etkileri olabiliyor.
Sizinle buldugum bir yaziyi paylasmak istiyorum:
Hormonlu gıdaları nasıl anlarız? Hormonlu meyve ve sebzelerin (domates, çilek vb.) zararları nelerdir?
Günümüzde ne yazık ki tükettiğimiz gıdaların çoğunun üretiminde sağlığımız için zararlı kimyasallar kullanılıyor. Oysa hormonlu gıdaları ayırt etmek elimizde. İşte sebze ve meyve seçiminde dikkat edilmesi gerekenler:
Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi düzenleyici olarak kullanılan, düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddeler” olarak tanımlanan hormonlar, insan nüfusunun hızla arttığı günümüzde, tarım ürünlerinin verimliliğini artırma amacıyla ne yazık ki bilinçsizce kullanılıyor. Türkiye’de özellikle domates, patlıcan, patates, kabak, salatalık, üzüm, elma, çilek, kavun, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltikte hormona sıkça rastlamak mümkün.
Hormonlu gıdaların zararları
Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur. Hormonlu gıdaları nasıl anlarız? Hormon takviyesi özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde çok fazla uygulanıyor. Bu nedenle, artık her mevsim her şeyi bulabiliyor olsak da, meyve ve sebzeleri normal zamanlarında tüketmeye çalışmalıyız. Bazı sebzelerin tüketilmemesi gereken zaman aralıklarına gelince:
Domates: 15 Ekim - 10 Kasım / 10 Nisan – 5 Mayıs
Patlıcan: 15 Kasım – 15 Mayıs
Kabak: 1 Kasım – 15 Mayıs
Ayrıca meyve ve sebzeler bazı alışılmayan özellikleriyle de size hormon kullanılıp kullanılmadığını belli ederler.Bunlara dikkat edin:
Domates çekirdeksiz, içi çok sulu ve boş
Kabağın şekli bozuk ve çekirdeksiz
Patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksiz
Biber aşırı büyük ve etli, çekirdek evi boş, etli kısmı sert
Patates şekilsiz ve yumruları yapışık, içi kara,
Karpuzun çekirdek yerleri boş, ise bu ürünler hormonlu demektir.
Hormonlu gıda obez yapıyor
Özellikle gelişim çağındaki çocuklar hormonlu gıda terörünün tehdidi altında. Dr. Duygu Bilgin, metabolizma değişikliği yaratan hormonlu gıdaların yarattığı gelişim bozukluklarının başında obezitenin geldiğine dikkat çekerek, reçeteyi yazıyor: Sebze, meyve ve balıkları mevsiminde tüketin, ekolojik ürünleri tercih edin.
Modern toplumlarda insanlar doğal gıdaların tadını ve kokusunu unuttu neredeyse. Artık çoğumuz hangi sebze ve meyvenin hangi mevsimde yetiştiğini bilmiyoruz bile. Çünkü marketlerin raflarında artık her mevsimde her türlü gıdayı bulmak mümkün. Ancak çoğu hormonlu olan bu gıdalar aslında insanlığı ciddi bir biçimde tehdit ediyor. Anne sütünün yapısına bile zarar veren hormonlu gıdalar, kanserden obeziteye her türlü hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Baykent Cerrahi ve Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Duygu Bilgin de özellikle çocukların hormonlu gıdalardan uzak tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Bilgin, hormonlu gıdalarla beslenen çocukları ilerleyen yıllarda bekleyen hastalıklarla ilgili bilgi verdi:
Hormonlu gıdalar hangi sağlık sorunlarına yol açar?
Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağrısı, egzama, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, bağışıklık sisteminde zayıflık, otoimnun hastalıklar, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, safra taşları ile kanser.
Anne sütü de etkilenir mi?
Türkiye'de zirai mücadelede bin 250 çeşit ilaç kullanılmaktadır. Çukurova gibi yoğun tarım ilacı kullanılan bölgelerde, anne sütünde dikkat çekici oranlarda ilaç kalıntısı tespit edildi. Bu gerçekler doğrultusunda özellikle bebekler ve çocuklarımızın sağlığının ciddi tehlike altında olduğunu özellikle belirtmeliyim. Hormonlu gıdalar, bilinçsiz ve dikkatsizce tarım ilacı kullanımı, katkı maddeli gıdalar insan sağlığını ciddi olarak tehdit ediyor.
Bu gıdalardan kaçış mümkün mü?
Günümüzde tüketilen besin maddeleri, vücutta oluşturdukları metobalizma değişikliği ile birçok hastalığa neden oluyor. Bugün dünya nüfusu 6 milyarı aşıyor. Bizleri bu tehlikelerden kurtaracak olan besinler ekolojik ürünlerdir. Bir ürünün ekolojik olarak adlandırılabilmesi için bağımsız bir kontrol kuruluşu tarafından sertifikalandırılmış olması gerekiyor. Bunu, alışveriş yaparken ürünün üzerindeki etiketten teşhis edebilirsiniz. Denetim firmasının, organik ürün satan şirkete verdiği sertifikanın bir kopyasının, satış noktasında görülür bir şekilde asılması şarttır. Etiket üzerinde Tarım Bakanlığı'nın organik tarım logosu yer almalıdır. Ekolojik ürünler, diğer ürünlerden ayrı reyon ve bölümlerde satışa sunulur. Yine de ürünün kapalı ambalajlarda olmasına dikkat edin.
Aşırı kilo almaya neden olur mu?
Hormonlu gıdalar, sürekli tüketilirse vücut mekanizması bozulabilmekte ve bir çok hastalık ortaya çıkabilmektedir. Bağışıklık sisteminin bozulması demek ise başta kilo ve kanser gibi hastalıkların görülmesine sebep olur. Hormonlar, bütün sistemlerimizi çalıştıran maddelerdir. Boyumuz kilomuz gibi dış görünüşümüzde, ruhsal dengemizde ve fiziksel aktivitelerimizde organlarımızın çalışmasında rol oynarlar. Sağlıklı bir insanda doğumdan itibaren yaşamının her alanında gerekli bütün hormonlar vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlamaktadır. Ancak normal çalışan bu sisteme beslenme alışkanlığı başta olmak üzere dışarıdan gelecek etmenlerle müdahale yapılırsa sistemde bozulmalar olacaktır. Yoksa hormon yapısı bozulan çocuklarda gelişim bozulukları görülmektedir. Bunların başında da şu an büyük tehlike çanları çalan obezite gelmektedir.
Çocukları okulda nasıl koruruz?
Okula giderken yanlarına verilecek beslenme çantaları bir ölçüde kontrolü sağlayacak ve güvenilir olacaktır. Beslenme çantasındaki gıdaların mümkün olduğunca katkı maddesiz ve doğal olması gerekir. Marketten hazır alınan bir kek yerine evde pişirilmiş bir dilim kek çok daha değerlidir. Hazır meyve suyu yerine süt tercih edilmelidir. Yine meyve suyu yerine mevsimine uygun olmak kaydıyla meyvenin kendisi tüketilmelidir. Bu konuda ailelerin imdadına muz yetişiyor. Her mevsim güvenle tüketilebilecek ve çocukların hayır diyemediği bir gıdadır.
Kantinlerde nasıl önlem almalı?
Burada okullara ve kantin idarecilerine toplumsal bir görev düşmektedir. Okul yönetimi ve kantin idarecileri arasında sağlıklı ve bilinçli bir iletişim kurulur, çocukların tükettiği gıdalarda da dikkatli bir seçim yapılırsa en önemli adım atılmış olur. Su, süt, doğal meyve suyu, ayran gibi sağlıklı içecekler ile sandviçler ve tost şeklinde sertifikalı ürünler olursa sorun yaşanmaz.
Hormonlu gıdalar kanseri tetikliyor
Hormonlu gıdaların çocukluktan itibaren yenmesinin ergenlik döneminde kanseri tetiklediğini dile getiren Topuz, eğer sağlığınızı düşünüyorsanız beslenmenize dikkat edin uyarısında bulundu.Kanser dalga dalga geliyor. Türkiye'de ölüm sebeplerinin 2. sırasında yer alan kanser herkesi tehdit ediyor...Göz göre göre kanser olmamak için ise; daha anne karnında kanserle mücadelenin başlaması gerekiyor...İ.Ü Onkoloji Enstitüsü Direktörü Erkan Topuz, "Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir" uyarısında bulundu."Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki kansorejen maddeleri temizleyemezsiniz" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, özellikle beslenme konusunda vatandaşların dikkatli olması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr Erkan Topuz; "Hormonlu gıdaların çocuklara yedirilmemesi gerektiğini aksi takdir \de kanserlerin görülme oranının artacağını" söyledi.Prof. Dr. Erkan Topuz; "peçete, tuvalet kağıdı, defter gibi beyazlatılmış ürünlerden de hem kesinlikle uzak durun" dedi.
Sonra aklima takildi, hormonlu yiyeceklerin bize ne gibi zararlari olabilir? Bu konuyu "google"layinca, dehset hayat hikayeleriyle karsilastim. Sevgili anneler, cok dikkatli olalim. Bilincsiz ureticilerin kullandigi hormonlarin, insan hayatinda cok ciddi etkileri olabiliyor.
Sizinle buldugum bir yaziyi paylasmak istiyorum:
Hormonlu gıdaları nasıl anlarız? Hormonlu meyve ve sebzelerin (domates, çilek vb.) zararları nelerdir?
Günümüzde ne yazık ki tükettiğimiz gıdaların çoğunun üretiminde sağlığımız için zararlı kimyasallar kullanılıyor. Oysa hormonlu gıdaları ayırt etmek elimizde. İşte sebze ve meyve seçiminde dikkat edilmesi gerekenler:
Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi düzenleyici olarak kullanılan, düşük yoğunluklarda dahi etkili olabilen ve bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddeler” olarak tanımlanan hormonlar, insan nüfusunun hızla arttığı günümüzde, tarım ürünlerinin verimliliğini artırma amacıyla ne yazık ki bilinçsizce kullanılıyor. Türkiye’de özellikle domates, patlıcan, patates, kabak, salatalık, üzüm, elma, çilek, kavun, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltikte hormona sıkça rastlamak mümkün.
Hormonlu gıdaların zararları
Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur. Hormonlu gıdaları nasıl anlarız? Hormon takviyesi özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde çok fazla uygulanıyor. Bu nedenle, artık her mevsim her şeyi bulabiliyor olsak da, meyve ve sebzeleri normal zamanlarında tüketmeye çalışmalıyız. Bazı sebzelerin tüketilmemesi gereken zaman aralıklarına gelince:
Domates: 15 Ekim - 10 Kasım / 10 Nisan – 5 Mayıs
Patlıcan: 15 Kasım – 15 Mayıs
Kabak: 1 Kasım – 15 Mayıs
Ayrıca meyve ve sebzeler bazı alışılmayan özellikleriyle de size hormon kullanılıp kullanılmadığını belli ederler.Bunlara dikkat edin:
Domates çekirdeksiz, içi çok sulu ve boş
Kabağın şekli bozuk ve çekirdeksiz
Patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksiz
Biber aşırı büyük ve etli, çekirdek evi boş, etli kısmı sert
Patates şekilsiz ve yumruları yapışık, içi kara,
Karpuzun çekirdek yerleri boş, ise bu ürünler hormonlu demektir.
Hormonlu gıda obez yapıyor
Özellikle gelişim çağındaki çocuklar hormonlu gıda terörünün tehdidi altında. Dr. Duygu Bilgin, metabolizma değişikliği yaratan hormonlu gıdaların yarattığı gelişim bozukluklarının başında obezitenin geldiğine dikkat çekerek, reçeteyi yazıyor: Sebze, meyve ve balıkları mevsiminde tüketin, ekolojik ürünleri tercih edin.
Modern toplumlarda insanlar doğal gıdaların tadını ve kokusunu unuttu neredeyse. Artık çoğumuz hangi sebze ve meyvenin hangi mevsimde yetiştiğini bilmiyoruz bile. Çünkü marketlerin raflarında artık her mevsimde her türlü gıdayı bulmak mümkün. Ancak çoğu hormonlu olan bu gıdalar aslında insanlığı ciddi bir biçimde tehdit ediyor. Anne sütünün yapısına bile zarar veren hormonlu gıdalar, kanserden obeziteye her türlü hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Baykent Cerrahi ve Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Duygu Bilgin de özellikle çocukların hormonlu gıdalardan uzak tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Bilgin, hormonlu gıdalarla beslenen çocukları ilerleyen yıllarda bekleyen hastalıklarla ilgili bilgi verdi:
Hormonlu gıdalar hangi sağlık sorunlarına yol açar?
Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağrısı, egzama, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, bağışıklık sisteminde zayıflık, otoimnun hastalıklar, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, safra taşları ile kanser.
Anne sütü de etkilenir mi?
Türkiye'de zirai mücadelede bin 250 çeşit ilaç kullanılmaktadır. Çukurova gibi yoğun tarım ilacı kullanılan bölgelerde, anne sütünde dikkat çekici oranlarda ilaç kalıntısı tespit edildi. Bu gerçekler doğrultusunda özellikle bebekler ve çocuklarımızın sağlığının ciddi tehlike altında olduğunu özellikle belirtmeliyim. Hormonlu gıdalar, bilinçsiz ve dikkatsizce tarım ilacı kullanımı, katkı maddeli gıdalar insan sağlığını ciddi olarak tehdit ediyor.
Bu gıdalardan kaçış mümkün mü?
Günümüzde tüketilen besin maddeleri, vücutta oluşturdukları metobalizma değişikliği ile birçok hastalığa neden oluyor. Bugün dünya nüfusu 6 milyarı aşıyor. Bizleri bu tehlikelerden kurtaracak olan besinler ekolojik ürünlerdir. Bir ürünün ekolojik olarak adlandırılabilmesi için bağımsız bir kontrol kuruluşu tarafından sertifikalandırılmış olması gerekiyor. Bunu, alışveriş yaparken ürünün üzerindeki etiketten teşhis edebilirsiniz. Denetim firmasının, organik ürün satan şirkete verdiği sertifikanın bir kopyasının, satış noktasında görülür bir şekilde asılması şarttır. Etiket üzerinde Tarım Bakanlığı'nın organik tarım logosu yer almalıdır. Ekolojik ürünler, diğer ürünlerden ayrı reyon ve bölümlerde satışa sunulur. Yine de ürünün kapalı ambalajlarda olmasına dikkat edin.
Aşırı kilo almaya neden olur mu?
Hormonlu gıdalar, sürekli tüketilirse vücut mekanizması bozulabilmekte ve bir çok hastalık ortaya çıkabilmektedir. Bağışıklık sisteminin bozulması demek ise başta kilo ve kanser gibi hastalıkların görülmesine sebep olur. Hormonlar, bütün sistemlerimizi çalıştıran maddelerdir. Boyumuz kilomuz gibi dış görünüşümüzde, ruhsal dengemizde ve fiziksel aktivitelerimizde organlarımızın çalışmasında rol oynarlar. Sağlıklı bir insanda doğumdan itibaren yaşamının her alanında gerekli bütün hormonlar vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlamaktadır. Ancak normal çalışan bu sisteme beslenme alışkanlığı başta olmak üzere dışarıdan gelecek etmenlerle müdahale yapılırsa sistemde bozulmalar olacaktır. Yoksa hormon yapısı bozulan çocuklarda gelişim bozulukları görülmektedir. Bunların başında da şu an büyük tehlike çanları çalan obezite gelmektedir.
Çocukları okulda nasıl koruruz?
Okula giderken yanlarına verilecek beslenme çantaları bir ölçüde kontrolü sağlayacak ve güvenilir olacaktır. Beslenme çantasındaki gıdaların mümkün olduğunca katkı maddesiz ve doğal olması gerekir. Marketten hazır alınan bir kek yerine evde pişirilmiş bir dilim kek çok daha değerlidir. Hazır meyve suyu yerine süt tercih edilmelidir. Yine meyve suyu yerine mevsimine uygun olmak kaydıyla meyvenin kendisi tüketilmelidir. Bu konuda ailelerin imdadına muz yetişiyor. Her mevsim güvenle tüketilebilecek ve çocukların hayır diyemediği bir gıdadır.
Kantinlerde nasıl önlem almalı?
Burada okullara ve kantin idarecilerine toplumsal bir görev düşmektedir. Okul yönetimi ve kantin idarecileri arasında sağlıklı ve bilinçli bir iletişim kurulur, çocukların tükettiği gıdalarda da dikkatli bir seçim yapılırsa en önemli adım atılmış olur. Su, süt, doğal meyve suyu, ayran gibi sağlıklı içecekler ile sandviçler ve tost şeklinde sertifikalı ürünler olursa sorun yaşanmaz.
Hormonlu gıdalar kanseri tetikliyor
Hormonlu gıdaların çocukluktan itibaren yenmesinin ergenlik döneminde kanseri tetiklediğini dile getiren Topuz, eğer sağlığınızı düşünüyorsanız beslenmenize dikkat edin uyarısında bulundu.Kanser dalga dalga geliyor. Türkiye'de ölüm sebeplerinin 2. sırasında yer alan kanser herkesi tehdit ediyor...Göz göre göre kanser olmamak için ise; daha anne karnında kanserle mücadelenin başlaması gerekiyor...İ.Ü Onkoloji Enstitüsü Direktörü Erkan Topuz, "Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir" uyarısında bulundu."Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki kansorejen maddeleri temizleyemezsiniz" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, özellikle beslenme konusunda vatandaşların dikkatli olması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr Erkan Topuz; "Hormonlu gıdaların çocuklara yedirilmemesi gerektiğini aksi takdir \de kanserlerin görülme oranının artacağını" söyledi.Prof. Dr. Erkan Topuz; "peçete, tuvalet kağıdı, defter gibi beyazlatılmış ürünlerden de hem kesinlikle uzak durun" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

